Ah bu şarkıların gözü kör olsun!

Gökyüzünden usulca süzülerek dört buçuk milyar yaşındaki kara parçasına yaklaşan dev bir kuşun kanatlarındasındır… Kulaklarında bir Türk Sanat Müziği şarkısı yorgunluğunu dinlendirmek için nafile bir terapi içindedir. Sıkıca kapalı gözlerle sadece piste dokunan tekerleri duyarsın. Sonra bir alkış tufanı kopar. Herkes pilot alkışlanır sanır, sen dünyaya gelen bir bebeğe alkışları hatırlarsın…

Gürültüyle başlamıştır yepyeni bir hayat, Mazhar Fuat Özkan ağlatarak başlatır bu yeni yaşamı. Martıları da ıslatan İstanbul ağlamaktadır
Bu sabah yağmur var İstanbul’da/ Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye/ Anne sözü dinler gibi masum/ Ağladım bu sabah


Yaşamda yol alırsın, Dolmabahçe’nin büyülü caddesinden geçerken bir Kayahan şarkısı esir alır bedeninizi bu kez, statdan taşarcasına bağırmaktadır taraftarlar;
Bizimkisi bir aşk hikayesi/ Siyah beyaz film gibi biraz/ Gözyaşı umut ve ihtiras
Bizimkisi alev gibi biraz/ Alev gibi


Tam arkanda tarihi yarımadadan yükselen dev bir aşk ateşine şahit olursun. Nazım, gördüğü ama polis yüzünden bir türlü kavuşamadığı, dokunamadığı Piraye’sine Gülhane Parkında seslenmektedir;
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında/ Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında/ Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında


Yol akar gider önünde, Rumeli Hisarına gelirsin ama aslında yolun değil tarihin aktığını anlarsın. Kulaklarında ‘seni alacağım İstanbul‘ sözleri çınlamaktadır. Bir ara, tarih müzikle anlatabilir mi diye düşünürsün, aşağıda seni bekleyen linklerden habersiz…

Boğazda batırırsın altın rengi günü, turuncu kırmızı incilerle işlenmiş bembeyaz bir Şehir Hatları vapuru da her zamanki gibi fondadır…Kalbin kıpır kıpırdır… ilk aşklar geride kalmakta, sırlar rüyalara misafir olmaktadır. Bir sonbahar akşamında en aykırı aşkların mekanıdır bu kez şarkı sözleri. Türk Pop müziğinin tatlı cadısı Sezen Aksu’dur sahneye fırlayan ve bir kutsallığı bitirmek istercesine söyler…
Yansın İstanbul bu gece/ Külleri savrulsun/ Senin de o taştan kalbin/ Cayır cayır kavrulsun

Artık büyümüşsündür çünkü en sevdiklerini kaybetmeye başlamışsındır. Bir babaanneye yakılan ağıt bu kez Barış’tan gelir, Kanlıcadaki edebi yatağından boğazı izlerken seslenir Manço…. Türkiye’de Barış ismini ilk kez kullanan o derin ses gözyaşlarınıza hükmeder…
Güz yağmurlarıyla bir gün göçtün gittin, İnanamadık, Gülpembe/ Bizim iller sessiz
Bizim iller sensiz/ Olamadı, Gülpembe

Balat’ta bir kahve içmek istersin, bu kez eski bir pikaptır sessizliği şenlendiren. Rumcadır ama tanıdık gelir ezgi yine de, kulak kesilirsin… ‘Üsküdar’a giderken‘ çalmaktadır karşı kıyıya selam gönderircesine, sonra sonra ‘zeytinyağlı yiyemem aman‘ başlar…. Hatırlarsın, İstanbul biraz da Rumdur. Beşyüz yıldır kucak kucağa yaşar bu milletler…İstanbul sadece bizim değil medeniyete aittir aslında.

Hop! Taksim meydanını inleten bu sese kulak kabartmadan gidemezsin. Sadece büyülü bir şehre değil tarihi de gezdiğini hatırlarsın bir kez daha. Paşa olmak için erkek olmanın şart olmadığını kanıtlayan bir ses Maksim’de şarkılara sitem etmektedir…

Ah bu şarkıların gözü kör olsun
Aklımda kalmazdı yüzün ellerin
Ah bu şarkıların gözü kör olsun

Bakırköy’de eski bir mahallenin kaldırımlarında yürürken yine bu topraklardan tanıdık bir ezgi yüklenir bu kez kulaklarına. Birlikte yaşayan kültürlerin, limit tanımayan aşkların tarihten damıtılmış sözleri bedeninizi esir alır ve ruhunuzu fırlatır sessiz fırtınalara. Selda Bağcan, Sarı Gelin türküsünü söylemektedir. Bir Ermeni’ye duyulan aşk ateşinin sekiz asır devam etmesine sadece hayran kalırsın…

Yine tanıdık bir ortamda bulursun kendini….Yeşilköy’de ülkenin kurucusunun adını taşıyan Havaalanındasındır. Yaş ilerlemiştir, artık veda vakti sadece altın şehre değil, hayatadır da… An’lar anı olmuştur…. Alkışlarla ve gözyaşlarıyla başlayan yolculuk acılarla, mutlulukla, kahırla, keyifle, kaderle, kederle, gayretle, hüzünle, umutla, vefasızlıkla ve aşkla yoğrulmuştur .…. ve şarkıları değil sadece anlamlarını duyarsın artık. Bu kez derdini sermaye yapan bir derin manadır sizi kucaklayan. Uçağa binerken Aşık Mahzuni Şerif, ‘işte gidiyorum çeşm-i siyahım’ı’ kulağınıza sessizce söylemektedir.

İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Aşağıdaki linkleri sizin için derledim:))

Bu sabah yağmur var İstanbulda

Bizimkisi bir aşk hikayesi

Ben bir ceviz ağacıyım

Rumeli Hisarı’nın Yapılışı

Yansın İstanbul bu gece!

Gülpembe

Üsküdar’a giderken Rumca

Zeytinyağlı Yiyemem Rumca

Ah bu şarkıların gözü kör olsun!

Sarı Gelin Selda Bağcan

Sarı Gelin Ermenice

İşte gidiyorum çeşmi siyahım

Hoşçakal

Leave a comment