Farklı Bir CV Daha:)

Toverland Tema Park Hollanda

Bir itirafla başlayayım; Farklı bir CV adlı yazım beklediğimden çok fazla ilgi görünce, ikincisini yazmak çok cezbedici oldu açıkçası. Özgeçmiş yazmaktan keyif alacağım ise hiçbir zaman aklımdan geçmemişti. Neyse, bu hoş bir duygu diyerek başlayalım yazımıza:))

Şehrin plakasını uğur sayısı haline getirip bireysel şifrelerine, kendi memleketine olan aşkını türkülerine, bulgurdan yapılan envai çeşit yemekleri midelerine gömen bir şehirde doğduğumu yazmıştım daha önce. Malatyamızdan 4 yaşındayken kısa süreliğine İskenderun’a taşınmışız. Deniz gören her Malatyalı gibi ben de bu şirin ve minik kenti çok sevmiştim. 80’lı yıllarda henüz soğuk savaşın gölgesinde Sovyet Ruslar tarafından yaptırılan Demir Çelik fabrikası bu küçük şehri hızlıca farklılaştırıyordu ve ben ilk kez bir kozmopolit kente dokunuyordum. Coğrafi konumu farklı kültürlere yataklık görevi görmüş bu şehir çok daha sonraları gelişecek İstanbul sevgime öncüllük yapmış olabilir hayatımda.

Sonra tekrar Malatya yılları… Cola’nın dahi Kayısı Cola versiyonunu yapan, iki Cumhurbaşkanı, yüzlerce politikacı; LCW, Rönesans Holding, Çalık Holding, Acıbadem Hastaneleri gibi daha binlerce güzide şirkete patron yetiştiren kent 1991 yılında beni de İstanbul’a fırlatıyordu. Bir türlü oturmayan Milli Eğitim sistemimiz o zaman da yapboz tahtası gibiydi…. Çok başarılı bir eğitim hayatım vardı ancak İstanbul’un bana ilk sürprizi müthiş başarısız bir lise deneyimi oldu. Liseyi 2,5 yılda bitirmek uğruna muhtemelen İstanbul’un o zamanki en kötü lisesinde, eğitime 3-4 yıl ara vermiş ve sonra bir araya getirilmiş özel bir grup öğrenciyle 1,5 yıl geçirdim. O 1,5 yılı burada anlatsam bloğum sansürlenebilir, o nedenle hızlıca geçiyorum bu kısmı:))

İşte o liseden ülkenin en iyi üniversitelerden birine geçmek, Kabataş Lisesi’nden, İstanbul Erkek’ten, Robert’ten gelenlerle aynı bölümde öğrenci olmak gururumu okşamıştı. Muhtemelen o liseyi birincilikle bitirdim, ama öyle hızlı kaçtım ki oradan bu detayı araştırmak bile istememiştim…

Daha önceki yazımda anlattığım bankacılık, tekstil ve sonra perakende yıllarında uzun ve önemli deneyimlerim oldu. Sonra bir daha Anadolu….. Deneyim yolculuğunun AVM Yöneticiliği evresine gelmiştim… Ankara’da Ankamall AVM’de bir yıl çalıştım ve sevdim aslında bu kenti de. Sadece çözemediğim çok derin ikilemleri vardı bu şehrin; örneğin denizi bile olmayan bir kentin Türkiye’deki en kaliteli balığı tüketiyor olma nedenini çok ama çok merak ediyordum. Ancak ayrılış günlerimde cevabımı bulmuştum! TV röportajında bir vatandaş ‘cevap basit‘ diyordu ‘çünkü Türkiye üretiyor, Ankara yiyor!!! ‘ Malatya’da doğup, İstanbul’da yaşayan birisi olarak bu konuda nihai yorumları Ankara’lı dostlardan duymak isterim açıkçası.

Sonra İstanbul, sonra bir daha Anadolu…. Afyonkarahisar’da bir AVM açacaktık ve 1,5 yıl da bu şehirde yaşadım. Dolu dolu geçen bir süreç oldu ama Zafer kokan bu kentte yaşadığım 30 dakika iş hayatıma derin etkide bulundu. 10 Eylül 2015 tarihinde Park Afyon AVM’yi açacaktık. Aylarca süren bir çalışmayla bu tarih için büyük bir açılış etkinliği planlamıştık ve tırlar İstanbul’dan yola çıkmak üzereydi, söz vermiştik şehri müthiş bir eğlenceye boğacaktık. Bense büyük açılış öncesinde AVM’nin hemen karşı caddesinde İl Jandarma Komutanlığını ziyaret ediyordum. Hem açılışla ilgili bilgi vermek, hem de komutanla tanışmak için orada bulunmaktaydım. Sohbet çok samimi başladı, çaylar kahveler içildi, ama komutana gelen bir telefon önce onun yüz ifadesini değiştirdi sonra da benim o dönemki hayatımı. Dönemin en önemli politik konusu olan Barış süreci yıllardır akan kanı durdurmuştu ama komutana gelen telefon bu dönemin artık sonuna geldiğimizi duyuruyordu. Bir çatışma çıkmıştı ve 16 şehidimiz vardı. Buz gibi odadan kaçtığımda böyle bir haberi yüzlerce ana kuzusu Mehmetçiğin içinde almanın ne kadar kahredici, ne kadar yıkıcı, ne kadar feryat kokan bir his olduğunu anladım. Üçüncü kattan aşağıya inene kadar gördüğüm hiçbir askerin gözüne bakamadım. Kapıdan çıktığımda tereddütsüz ilk işim ise etkinliğin iptali için ilgilileri aramak oldu. Yaklaşık 200 metrelik yolu yürüyerek AVM’ye giderken de yolda hissetiklerim, işime, bu şehre, ülkeme duyduğum sevginin kalbimden gözlerime taşınmasıydı sadece… Bir erkek, hele ki artık şehirde çok iyi tanınan bir AVM müdürü yolun ortasında ağlayarak yürür mü? Ağlar arkadaş…. kendimden biliyorum. O on altı ocağa düşen ateş maalesef halen devam ediyor. Benzer her üzüntülü haberde de bedeli ne olursa olsun iptal düğmesine basmak benim için çok kolay oldu sonrasında. Dert ettiğimiz şeylerin hiçliğini, hedeflerimizin yüzsüzlüğünü haykırdı o otuz dakika… aslında bütünü göstermekti belli ki benim için anlamı, herkes başka başka anlamlar görürken… Daha çok bağlandım ama işime… Afyon da o gözyaşlarına sahip çıktı, mütevazi olamam, çok başarılı oldum o projede… Kurduğum ve gurur duyduğum bir ekip halen orada ve sahip çıkmaya da devam ediyor. Kocatepe’nin derin gölgesine buradan selamlar olsun…

İş hayatımda yaptığım herşeyle bağ kurmaya özel önem verdim hep; yaptığım işi, işi yapanları, işin yapılış tarzını, işin yapıldığı kitleyi bir bütünün parçaları olarak gördüm. Bu bütündeki görünmeyen ama güçlü bağları kurmak ve en önemlisi duygularımızla bu bağları tahkim etmek başarının önemli sırlarındandır diye düşündüm ve halen bu sihri kaybetmemeye çalışıyorum.

Hani işe alım görüşmelerinde en fiyakalı sorulardan birdir ya kendinizi birkaç cümle ile nasıl tanımlarsınız diye; Ben işimi yaşamaya, duygularımı işte de gizlememeye ve ekibin işe derin bağlanmasına inanıyorum. Yeri geldiğinde de ağlamaktan korkmuyorum diyorum… Bu tarza itiraz edenler olabilir; ama dedik ya bu farklı bir CV… Elimize geçen her CV’nin aynı formatta ve birbirine benzer olması da çok koca bir aldatmaca zaten….

Sevgiler…

Leave a comment