Bitmeyecek Sevdan Kara Kartalım!

Beşiktaş Arması

Siyahla beyazdaki romantizm yansır sokaklarına, ‘motorları maviliklere süreceğiz’ şarkısı dökülür en tiril formalarından. Mutluluk; kısılan ses olur, kol kola söylenen şarkılar olur, gol sonrası sarıldığın ve hiç tanımadığının adı olur, Çarşı’da alınan birkaç tekten sonra yaşanan keyfin unutulmayan adı olur.

İstanbul’un en güzel caddelerinin buluşma noktasında kurulduğu için Nişantaşı nezaketi kokar, Karaköy derinliğinde…. Kabataş manzarasında deniz çarpar suratınıza dalga dalga.. Asırlık çınarlar altında tutkuya olan yürüyüşünüzde Dolmabahçe düşer üstünüze tarihten bembeyaz gölgeleriyle … Denizlere koşan koca Barboros’un eşliğinde…

Saray yakınlarında kurulduğu için tarih kokar kulüp, tabiatın zıtlıklarını yansıtır renklerine, aslında evrensel bir kucaklamanın simgesi olmak ister sadece. Kulüp tarihi İkinci Meşrutiyet olur, Balkan Harbi olur, Cihan İmparatorluğunun sonuna şahit olur, sporcuları asker olur, yöneticileri subay olur ve arka bahçesi nihayet Mustafa Kemal’e ev olur … Önce Kurtuluş ve sonra Cumhuriyet bulaşır Beşiktaş’ımıza… Armasında Türk Bayrağı taşıyan yegane takım olur.. Birinci Dünya Savaşında 11 kişilik kadrosunun 8’i şehit olan takıma da bu yakışır çünkü…

Renklerimiz saflığı ve asaleti taşır, mütevazilik ile başkaldırıyı buluşturur; Türkiye’nin en zengininin de kalbini çalar, son parasını maç biletine yetiştiren üniversitelinin de… partimiz sevgidir bizim, kabullenmişliktir, iflah olmaz isyandır, coşkudur, azimdir, neşedir, yetenektir ve biraz da ele avuca sığmazlıktır. Bu değerler taşır işte 10 yaşında takıma adım atan çocuğu en yukarıya…. O çocuğun adı Teknik Direktör Sergen Yalçın olarak yazar skorbordda…

Gücüne güç katmaya geldiğin maçta on binlerce kişiyle bir olursun, yorgun haftayı unutursun…. Pazartesi Pazarda erimiştir, atılan en hızlı depardaki kas, en beklenmeyen pas olursun. Yenilen golden hemen sonra takımı ateşleyen kor ve bazen de Van depreminde üşüyenler için sahaya atılan kaşkol olursun….

Beşiktaş Jimnastik Kulubü’nün simgesi olduğunu unuttuğunuzda Kara Kartal, korku, şiddet ve vahşi yaşamı hatırlatan dev pençelerin sahibi olur… Ama bu asalet simgesi 1903 tarihiyle yan yana geldiğinde merhamet, adalet, hak ve hukuk olur, Metin-Ali-Feyyaz olur; dökülür en güzel tüylerinden şerefli ikinciliğe saygı olur, haykırır en koca gagasıyla desibel rekorları olur, Gezi Park’ında büyük bir isyan olur, Çarşı’da rakip takımların dahi sevdalısı olur, kayıp sezonlarda Feda olur, özlenen şampiyonluklar olur, titrer ve kaybedilen maçlarda kahır değil daha büyük daha büyük aşık olur, Süleyman Seba’nın şahsında Beyefendilik olur, rakibe saygı olur…

Hadi bir de sır paylaşalım yazımızın sonunda diğer büyükleri derbeder edecek; biz o stada hiçbir zaman maç kazanmaya gitmeyiz, kol kola zafer şarkıları söylemeye, ıslanan formaları alkışlamaya, emeği onurlandırmaya, Şeref Bey’lerin, Baba Hakkı’ların emanetine sahip çıkmaya, beyazında hayat, siyahında kader olmaya gideriz… farikamız neticeye değil sürece olan aşkımızdır….farikamız siyahla beyazın vuslatındadır…

Şampiyon Beşiktaş

Leave a comment