Doğu ile Batı’nın Dansı

Türkiye Batı’nın mı, Doğu’nun mu? Kimi zaman güzel ülkemizin ıssız ama mutlu bir köy kahvesinde, kimi zamansa Brüksel’de NATO karargahında diplomatik misyonlarda ararız ilk cümledeki soruya cevabımızı. Soru, coğrafi bir tanımlamadan çok daha derin anlamlar içerir aslında. Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleketin yüzyıllardır süren kimlik arayışının cevabına bakınırız sohbetlerde…

Samimiyet, fedakarlık, yaşanmışlık ve en çok da maalesef hasret kokan Anadolu yollarındasınızdır… Neşet Ertaş ‘Gönül Dağı’ diye haykırır batmakta olan güneşe eşlik ederken. Güneş geceye sığındıkça da Aşık Veysel ‘uzun ince bir yoldayım’ diye, size sizi anlatmaya başlar. Gelip göçenlerin hallerini düşünürsünüz, iki kapılı hanın çıkış kapısına olan yolculuğunuz gelir aklınıza. Vakit geçer, geçmiş gelecekle dans etmeye başlar sinenizde.  Anadolu insanını görmezsiniz artık gözünüzde, hiç yaşamadığınız hayatları hissedersiniz yaşamış gibi. Bir yerlere saklanmış duygular dökülür önce zihninizden, sonra sonra da gözlerinizden… Az sonra bambaşka bir şey olur yolculuğunuzun fonunda. ‘Is this the real life’ diye bağırır bir ses…. ne oluyor demeye kalmazsınız, Queen grubunun efsanesi yürür kulaklarınızdan kalbinize. Yüreğiniz kabarır, yaşamadıklarınızı yaşamaya başlarsınız yine. Yolunuzun hiç kesişmediği insanlar size konuşmaya başlamıştır artık. Aşık Veysel’le Freddie Mercury aynı karede yaşanmışlıklar atıyordur üstünüze.  Çıkarken o kareden bir Ermenice şarkı dökülür dilinizden bedeninize; acı bir ağıtı andırır bu kez sesler. Sarı Gelin’den başkası değildir seslendiğiniz…

Doğukan ve Batukan ‘ın babası Barış Manço, Gülpembe’yi sessizce fısıldarken, Elton John, Prenses Diana’nın cenaze törenindedir ve ‘Candle in the Wind’i söylüyordur. Yine gözyaşları dökülür hiç yaşamadığınız bedenlerin hislerindeyken. Bir sıra dışı ışığın erken trajedisidir yıkan sizi çok uzaklardan.

Çav Bella dinlediğinizi sanırsınız ama ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ çalıyordur kalbinizde…. Türk sinemasının efsanesi Türkan, Kadir’e ‘sevgi neydi?’ diye sormaktadır…. tüyleriniz yerçekimine meydan okurken. Gecenin bembeyaz güneşi doruklardadır artık…. Amy Winehouse’a kayar gözleriniz, ama siz Kazım Koyuncu’yu hatırlarsınız. İkisinin de sonsuzluğa erken uçuşlarındaki buluşmada donup kalırsınız….

Karmaşa mı yaşadınız? Batı ile Doğu arasında savrulmak, ne Batı ne de Doğu olmak; hem Batı ve hem de aynı zamanda Doğu olmak zordur çünkü… Kültürel bir yerleşememe duygusu bıraksa da dimağlarımızda, farklılıkların yarattığı zenginliklerdir aslında bu karmaşadaki derinlikler…. Hem Asya, hem Avrupa, hem İran, hem Orta Asya, hem Ortadoğu hem de Viyana kapılarında yaşanmışlıklar vardır o derinliklerde. En büyük zıtlıkları bize anlaşılır kılan.

En batılı dans, valslerle başlarız düğünlere ama gecenin finalinde çiftetelli ve kasap havası çalınmazsa bitmez o düğün. Son model BMW’nin plakasına mutlaka bir kurban keseriz, nazar boncuğu da üstün Alman teknolojisine yollarda yarenlik eder. Onlarca müzik aletinin tek ses verdiği uyum yansımaları orkestralar yoktur kültürümüzde ama kolektif hareket halaylarımıza yansımıştır, bölge bölge renklerle.  

Her birimiz hem Batıyız hem de Doğu. Dışlamak, gerçekle yüzleşememek olur zaten. Her birimizin onlarca benzer hikayesi vardır en Batı’da en Doğu; en Doğu’da en Batı olduğumuz hallerimizle. Kendimden biliyorum. Batı Dünyası’nın prensesi, rüya ülke İtalya’nın Roma Havaalanında çok yüksek sesle ‘Erik Dalı Gevrektir’ dinleyip yetmezmiş gibi bir de oynamışlığım var benim…

Aşağıdaki iki video ise bloğumuzun sizler için Corona günlerine özel ek hizmetidir:))

Elton John – Candle in the Wind-1997
Selvi Boylum Al Yazmalım Film Müziği-1978

Leave a comment