
Alsancak’ta, 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan fırlatılan bir okun tam bin iki yüz gün sonra, 9 Eylül 1922’de düştüğü vicdanı görürsünüz. O ok, Sivas’tan, Amasya’dan, Erzurum’dan özgürlük hikayeleri fısıldar kulağınıza. Ankara’da uykusuz geceler, Polatlı’da topçu sesi, İnönü’de ağıt, Sakarya’da şahlanış, Afyon Kocatepe’de upuzun ovalara yayılan güçlü bir haykırış olmuştur. Anadolu kadının fedakarlığından kokular taşır; sekiz yıl aralıksız savaşan Hasan Çavuş’un paramparça ayakkabılarına dokunursunuz, Fatma’nın, şehidine ait hasreti değer teninize, acı tatlı esen İzmir rüzgarında. Özgürlüğe özlem, moderne tutku, barışa inanç, vatana aşk, asalete saygı kokusu çarpar burnunuza. Gözünüzü açar, ufuklardaki cesareti görürsünüz, ilk hedefteki Akdeniz’in sonsuzluğunda uyanırsınız…
Açılan kapıdır İzmir! Anadolu’dan en batıya saldırırcasına uzanan dağlar arasından süzülen ışıktır, masmavi güneşe dokunan…
Yüzyıllar boyunca ticaretin kalbi olmuş bu şehir organize perakendeye en mesafeli davranan büyük kentlerden biri oldu. Kim bilir belki de sahip olduğu eşsiz tarih, ticaret ve verimlilikleri değişmek istemedi modern çağın soğuklarına. Mesafeliydi ama modern perakendeden kaçmak kolay da değildi. Ve bu güzel şehrin perakende sektörüne cevabı yine kendine has oldu; Türkiye’nin en güzel AVM’lerini sektöre hediye etmek tabii ki yine İzmir’e yakışırdı. Forum Bornova’da kısa bir tur atanlar ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaklardır. Plaka olarak 35,5’i sahiplenen Karşıyaka’da hayat bulan Mavi Bahçe ve Hilltown AVM’leri saymassak haklarını yemiş oluruz. Ama bu AVM’lere cevap karşı sahilden gelmek üzere; İstanbul’un İstinye Park’ı da çok yakında İzmir’e merhaba demek için sabırsızlanıyor.
Fiyat konusunda hassas müşteri kitlesi, en şık kombinleri yapma yetenekleri, Sezen Aksu şarkılarındaki kadar güzel kızları, ülkemizde çok ender rastlanan kibar taksicileri, işleri son dakikada yapma keyfiyetleri, istemediklerindeki çılgın dirençleri İzmir perakendesini hep farklı kıldı. Harika lezzetlerin servis edildiği İzmir pastanelerini, Ege mutfağını gurme midelere taşıyan esnaf lokantalarını ve Kordon’daki rakı balık restoranlarını unutmak, dağları çiçek açan bu şehre vefasızlık olurdu.
Karşıyaka’da, Alsancak’ta cadde perakendeciliği için eşsiz görüntüler sunmayı da bildi İzmir. Körfeze ne kadar yakıştığı tartışılan yeni nesil gökdelenlerine rağmen, iş imkanları açısından gençlerini halen İstanbul’a çaldırmaktan yorulan bir İzmir de var İzmir’de. İçindeki yeteneği bir türlü tam olarak dışına dökemediğini düşündüğüm bu şehir, çok daha fazlasını şüphesiz ki hakediyor.
Kemeraltı’ndaki küçücük dükkanların özellikle bayram alışverişinde sunduğu unutulmaz görüntüler hatıralardayken, modern perakendenin şehre ilk dokunuşlarından YKM halen güçlü anılarda. Zira önünde buluşan binlerce aşık artık uzun yıllardır evliler..
Bir şehre hem ilk, hem de son olmak bu kadar mı yakışır be Smyrna! Ahhh…. İlk kurşunu atan Hasan Tahsin, son kurşunu da İzmir’in atacağını biliyor muydu acaba? İzmir demek biraz kurtuluş, biraz da Mustafa Kemal demek aslında….
Biz çok iyi anlıyoruz bir çift mavi göz! sen söylemesen de…. Efes’te Roma, Eski Foça’da Yunanistan, Alsancak’ta Kıbrıs, meydanları Ankara kokan bu şehir bize emanet. Güzel İzmir’de ebedi uykusundaki Zübeyde Annemizin seni bize emanet ettiği gibi!