23 Ağustos 2007 Saat: 20:30, Ankara’da bir AVM’nin yeme içme katındayız. ‘Kimler geldi, kimler geçti’ şarkısı, fonundaki fırtınalarla, koca AVM’nin yepyeni ses sitemini deniyor…. Yeni AVM kokusu müşterisiyle ilk kez yarın buluşmaya hazırlanıyordu. Aslında gün boyunca bitmek bilmeyen provalardaki şarkılar, yarına hazırlananların diline çoktan pelesenk olmuştu; zihinlerde ‘başarının, işine saygının karşılığı olduğu’ düşüncesinden başka bir şey de yoktu artık. Evet… süper starımız Ajda Pekkan, Cepa Alışveriş Merkezi açılışında seçkin konuklarına konser veriyor ve tüm katılımcılar uykusuzluğundan uyanıyordu… 3 saatlik konser için bu yaşta 5 saat prova yapılıyor olmasından öğrenilecek çok şey vardı anlaşılan. Ve belki de biraz da bu yüzden ‘emek’ ve ‘öğrenmek’, Türk organize perakende sektöründeki o meşhur 10 yılın mottolarıydı. Gece 24:00’te biten konser sonrası ertesi gün saat 10:00’da kesilen kırmızı kurdela ise perakendenin soluksuz koşturmacasına yeni bir start veriyordu, biten bir inşaat kutlaması yerine…
Türk organize perakende sektörü 2005 ve 2015 yılları arasında tarihinin en uzun ve en hızlı 10 yılını yaşadı. Dünyada bu baş döndürücü hızı yaşayan başka bir ülke perakendeciliği olmadığı düşüncesiyle büyük kısmında mağazalar yöneticisi, son kısmında ise AVM yöneticisi olarak yaşadıklarımı biraz da kent ve mekan gözlemlerimle anlatmanın keyfini yaşamak istedim.
Ankara, kendine ait şivesiyle AVM’lerle biraz hızlı tanışmıştı. 2013 yılında bu kez Türkiye’nin bir AVM efsanesinde yöneticisi olarak çalışıyorken evden AVM’ye toplu taşımayla gitmekteydim. İlk gün gelen o mavi dolmuşa binmiş ve başarılı İstanbul İngilizcemle 🙂 ‘Ankamol’e bir kişi alabilir misiniz’ diye parayı nazikçe uzattığımda, tüm dolmuşun bana baktığı o an, gözümün önünde halen canlı! İki durak sonra binenlerden duyunca anladım bendeki sorunu; ‘ankamal’dı’ yöneticisi olduğum kurumun adı Ankara’da! Güzelim Anadolu insanı yine sentezini yapmış, batı ile geleni yereliyle kavurmuş ve sunmuştu dilinin kullanımına. Yaklaşık iki hafta sonra ben de minibüse bindiğimde ‘ankamal’ı’ kullandığımda ise özümdeki uyum sağlama kabiliyetine hayran kalmıştım açıkçası. Gerçi ‘angaramal, Ankaramalı’ gibi telafuzlar da duydum zamanla… ama bu konuyu uzatmayalım bence. Türkiye’nin ilk AVM renevasyon sürecinde bulunmanın ve AVM yöneticiliğini, mülke sahip çıkmanın ne demek olduğunu, bu AVM’nin sahibi Gimat Yönetim Kurulu Başkanı’ndan öğrenmiş olmanın gururuyla ANKAmall’e(doğru yazımı bu) hep çok saygı duydum. Çalıştığım bu kurum bugün Türk perakendesinin dev marklarının büyüme ve sıçrama AVM’si oldu.
2000’li yıllardan itibaren Ankara mekânsal olarak batıya doğru büyümeye başlamıştı. Aslında bu konudaki tespitim, Türkiye’de hemen her şehrin zemin ve benzeri doğal bir sorunu olmadığı sürece genelde batıya doğru daha çok büyüdüğü şeklinde. Bu durum, 200 yıllık batıyı önceleyen siyasi tarihimizin mekânsal yansıması mıydı, başka bir yazıda tartışmak gerekecektir. Ama Eskişehir yolu, İstanbul yolu, Ümitköy, Eryaman ve çevresi geliştikçe bu yeni gelişim bölge çeperlerinde yeni AVM’ler türedi. Armada, Cepa, Kentpark, Gordion, Next Level, Tepe Prime, Acity, Optimum bu yeni gelişim akslarına yerleştirilen perakende perçinlerinin sadece bazılarıydı. Bazılarıydı diyorum, çünkü Ankara 1.000 kişiye düşen AVM metrakaresi açısından uzun yıllardır sektörel öncülüğüne devam ediyor. Daha direkt söyleyecek olursak; Ankara bir AVM cenneti! oluyordu. Hatta yan yana açılan ilk AVM’ler olgusunu Kentpark ve Cepa’yla yaşıyor olmak Ankara’ya nasip oldu. ‘İkisi de batar’ diyenleri dün gibi hatırlıyorum bu arada…. Ankara’nın İstinye Parkı olarak şehrin lüks yerleşim bölgesinde açılan ve yürüyen merdiven yerleşimleri nedeniyle zamanında bolca eleştiri alan Panora AVM, bir diğer yeni gelişim bölgesindeki Nata Vega ve adını anmazsak olmaz; Ankara’nın ilki, Karium…. Ve AVM’lerle büyüyen gerek ulusal, gerekse yerel Ankara perakende markaları…. Bir kısmını saydığım o avmlerde yer almak için nasıl çabalar harcadıklarını hatırlıyor mu bugün acaba? Organize perakende sektörünün AVM’lerle büyüdüğünü unutmamalıyız. Bugün Ankara’da halen yeni AVM yatırımlarının devam ediyor olmasının sebebi ise Ankara’nın, örneğin İstanbul’la karşılaştırıldığında, geniş perakende caddeleri ve sahiller gibi alternatif zaman geçirme mekanlarının olmaması veya özellikle kış mevsiminde klimatize edilmiş ortam ihtiyacı olabilir miydi? Acaba gerçek bir ihtiyaca cevap mı veriyordu Ankara AVM’leri? Pop kültürümüze artık yerleşen AVM taşlama ayininden kurtulup bu soruyu sormakta fayda olabilir mi?
Ankara AVM’leri sevmişti! ve kanıtlar da elimizdeydi… Üşenmedin kısa bir çalışma yaptım; Ankara’da bugün sayısı 30’un üzerine çıkan AVM’lerin %65‘inin ‘en uzun 10 yıl’ olarak adlandırdığım dönemde açılmış olması, %15‘inin ise yine bu dönemde majör bir yenilenme ve büyüme geçirmiş olması yazı başlığımızı ciddi anlamda destekliyor. Sadece bir şehirde 10 yılda 24 AVM! Bu aslında her altı ayda bir AVM açılışına denk geliyor aynı zamanda. Karşılaştırma yapmak için değil ama sayının çokluğuna vurgu çekmek için paylaşmak isterim ki, Yunanistan’da toplam yaşayan AVM sayısı 11, Bulgaristan’da ise 18.
Ankara’nın hep istikrarlı bir perakende ekonomisine sahip olduğunu düşündüm. Memur kenti olmasının farkını, ülkenin yaşadığı krizlerde gözlemleme imkanım olmuştu. Örneğin krizlerde İstanbul’da insanlar işsizlik korkusuyla harcamalarını hemen kısarken, devletimiz maaş ödedikçe Ankara’da mağaza harcamaları devam ediyordu…Memur olmak kötü bir şey değildi ama memur zihniyeti kötü olmalıydı. Bunun örneklerini de sergilemekte cesurdu Ankara; ANKAmall’de ziyaretime gelen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teknoloji Daire Başkanı’nın kartvizitindeki mail uzantısının …@hotmail.com’la bitiyor olması kafamda dram dolu gülümsemeler oluşturuyorken, bir konuyu içselleştirmenin sadece bireysel değil, kurumsal bir gerçeklik olması gerekliliğine de inancım artmaktaydı. Ankara’yı Ankara yapan bir diğer özelliği de şüphesiz ki politikacılarıydı. Bakın taa 2006 yılında ANKAmall AVM büyümüş ve açılışını yapan Süleyman Demirel, Beyazıt Öztürk’e zamanın geniş koridorlarında neler söylemiş; “Başbakan Erdoğan’ın oynadığı maçı izlediniz mi?” şeklindeki soruya, “İzledim” demekle yetindi. “Erdoğan’ın performansını nasıl buldunuz?” sorusuna ise Demirel, “Performansını bilmem ama golü attı. Önemli olan neticedir” dedi. Ankara’nın ‘Güniz Sokağı’nı’ meşhur eden rahmetli kurt politikacı az ve öz konuşmayı pek severdi…
Araba sürme kuralları bizden biraz! farklı taksicileri, meşhur tavacıları, bazen devletin soğukluğunu hissedeceğiniz yüzleri, çoğu zamansa ‘düzgün insan’ olmanın çekiciliğine sahip modern kentlileri, pek bilinmez ama harika dönercileri, saat 20:00’den itibaren bir sonraki güne hazırlanmaya başlayan sokaklarının yalnızlığı, kilo ile mangal eti satan Balgat’ı, Gençlerin vazgeçilmezi 7.Caddesi, Ankara’nın özü Kızılay Meydanı, Çukurambar’ın gecekondulardan modernizme ışınlanan hikayesi, İstanbul gecelerinde en beyaz yakalıyı dahi ilerleyen saatlerde pistte kucaklayan ‘Angara’nın bağları’ şarkısı…bolca üniversite öğrencileri ve artık Alışveriş Merkezleri…. En büyük talihsizliği, tıpkı bu yazıda da bolca yaptığımız gibi, İstanbul’la sürekli karşılaştırılmak olan Ankara sayfasını kapatırken bu şehirde birlikte görev yaptığım değerbilir ekibe, Ankara’ya ve temsil ettiği tüm değerlere gönülden bir selam gönderelim..
Ve bu yazımın sonunda başkentimizin mevcudiyet kaynaklarından birinde, İzmir’de, yine bir AVM açılış günündeyiz. Ne demiştik; 10 yılın mottosu biraz da emekti ve emek bazen de gülmek demekti. Nerdeyse sabaha kadar çalışılmış ve iki saatlik uyku sonrası mağazaya gelinmişti. Bir ara WC’ye gitme ihtiyacım oluştu. Yorgunluktan adım atmakta zorlanarak yepyeni WC’lerden birini bulmuş ve deneyimleyecek olmanın heyecanıyla içeri hızlıca girip pisuvar aramaya başlamıştım. Ama bulamıyordum! Hay Allah! farklı olacağız diye pisuvardan da mı vazgeçmişti bu İzmir Agora AVM yeni etabında? Olay, şaşkınlık içinde geçen 30 saniye sonrasında İzmir’e yakışan güzel bir kadınla göz göze geldiğimde anlam kazandı! Yorgun da olsam girişteki cinsiyet sembollerine daha fazla bakmam gerekiyordu anlaşılan…. Alsancak’ta, güzel İzmir’de, buluşmak üzere…
